Posts mit dem Label aşk werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label aşk werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Dienstag, 24. September 2013

Gece yatmadan önce aklıma gelenler vol. 3

Dünyada her şeyi yaşamak için belirli sayıda hakkımız olabilir mi?
Mesela üzülmek; çok kez üzülürüz ama her seferinde daha az çünkü bu duyguyu tatmış ve yaşamışızdır. Biliriz o duyguyu ve fazla şaşırtmaz bizi. Alışırız..
Ya aşk? ; sanırım herkesin bir sevme hakkı var. Aslında bir kaç hak da olabilir. Herkesin farklıdır belki de. Mesela kimisi ilk aşkı yaşar ve bir daha yaşamaz böyle bir şeyi.  Başka sevme hakkı kalmamıştır dünyada. karşısına sevme hakkı bitmemiş biri gelip deli gibi sevsede, o sevemez artık.
Peki nefret?; en kötü ve zararlı duygulardan biri. Insan nefret ettikçe azalır mi nefret? İçindeki kin? Nefreti bir kere kalbine alan insan onu büyütür içinde bir çocukmuş gibi. Evet, öyle sanarız..ama bur süre sonra nefret insanı yorar ve güçsüz kılar. İşin sonu umursamamazliğa gider. Ve o anda huzur bulur insan..
Ee iyi de ya huzur? ; huzur hiç biter mi.  Bir kere gelmişse bir daha gider mi? Bilemiyorum. Okadar zor elde edilen bir şeydir ki zordur onun yok olması bence. Bir his değil ki veya duygu. Olayın ta kendisi, icinde bulunduğumuz bir şey. O biter mi hiç?  Bilmem ki..belkide. ama bitmesin.  Her şeyi yaşama hakkımız bitsede, huzur geldimi kalsın.  Dursun baş ucumuzda..
Yoksa bunlar bizim elimizde olan şeyler mi? Ya gerçekten biz bunlara bilinçsiz karar veriyorsak? Ney doğru ney yanlış? Bilen kim? Sorular..yine sorular...

Freitag, 20. September 2013

Gece yatmadan önce aklıma gelenler vol. 2

Bi şeyin nasıl sonuçlanacağını bildiğin halde devam etmen aptallık mıdır?  Aptallıktır!
En azından böyle düşünüyordum şimdiye kadar.

Aslında devam etmemizi sağlayan tek şey ümit sanırım. Yada korku mu dersiniz? Bilmem ki..
Bildiğim bir şey var o da sonuç'u bilmenin ne kadar acı olduğu.
Ne kadar istesende, çabalasanda, değişmeyen sonuç...
Yaşadığım duygulardan en acısı budur. Bir nevi çaresizlik de denilebilir veya Kördüğüm.  Kaçınılmaz ve korkutucu son..

" Senle beraber olsak da sevgilim
Ayrılsakta, ölsek de bu yolda
Ömür boyu bağlansak da
Sevinsekte üzülsek de
Yalnızlık ömür boyu.."

Freitag, 21. Juni 2013

aşk hakkında..


Asırlardır aşkı tanımlamaya çalışan bizler hala bir sonuca varamadık,
kendince bir çerçeveye sığdırmış olsa da bazılarımız aşkı.
Ben yine çelişkiler içinde kaybolmaktayım.

AŞK NEDİR?

Çoğu kez bir yerlere vardım bunu sorduğumda kendime fakat her defasında baştan alıyorum bu konuyu..
yırtıp atıyorum yazdıklarımı.
Yaşadıklarımız fikirlerimizle uyuşmuyor her zaman. Fikrimizin yanlış olduğunun göstergesimidir bu? yoksa yaşadıklarımız mıdır yanlış olan?
Bilmiyorum..

Sevgiden dolayı anlaşmak mı? Anlaştığın için sevmek mi? 
İkiside mi yalan? Doğru nerede?
Bilmiyorum..
tek bildiğim aşk kadını olduğum ama aşkın bana göre olmadığı..






Donnerstag, 18. April 2013

aşk üzeri söylenmemiş şeyler..

Aşk Yok!

..Libido var.
İnsan başka Tenden hoşlanır . Başka ten aşk değil!
İnsan ilgi manyağıdır. İlgi aşk değil!
İnsan yakınlık sever. Yakınlık aşk değil!
Herşey ego'da biter. Güven, ilgi, yakınlık, anlayış.
Aşk yok.  Libido var. Ego var..

Uzun ilişkiler mantık üzeri kuruludur.


Saliha Tütüncü

Dienstag, 9. April 2013

Ey yâr..

Ey İstanbul..
nekadar anlatmaya çalışsam da bir türlü anlatamadığım yar.
Tanımlayamadığım tutku, bir aşk, bir sevda..bir bağımlılık.
 Uzaktan seviyorum bende seni, bir çok sevgililer gibi.
Ve hasretin bazen çok ağır basıyor bu gibi gecelerde..
Nereye atsam kendimi, ne yapsam?
Boğuyorum hasretimi Nağmelere..
Sonra bakıyorum ellerim buruş buruş, dudaklarım da hüzünlü bir tebessüm, ruhum ise yaşlı bir kız çocuğu.
Sorma. Bilmiyorum neden.
Belkide sihir bilmememde.
Kapıyorum o ağır gözlerimi yavaşca..
dinliyorum, hayal ediyorum..tatlı bir hüzün yağmuru yağıyor sonra gözlerime.
Yine tebessüm..
Ey Türk Sanat musikisi...var mı senden öte bir huzur, söyle?
Ah Yar'e daha çok bağlayan, onun hasretini güzel kılan lutüf..



Samstag, 12. Januar 2013

Gerçek güzellik

Çok soğudum her şeyden
Üşüyorum.
Sıcak bir mont getirmene
Gerek yok gelirken.
Sadece ısıt güzelliğinlen.

Donnerstag, 13. Dezember 2012

bulutlardan beyaz gök yüzünden mavi alan adam.


Nasıl olur da bir İnsan sesiyle böylesine dokunur yüreğine. Ağzından çıkan her bir tonu ile delik deşik eder içini. İşin garip tarafı da bundan zevk alman. Hüzüne aşık olan biri olarak söylüyorüm; Cem Adrian bam başka.
Henüz tanımayanlar var eminim, mutlaka dinlemelisin, görmelisiniz, hissetmelisiniz..mümkünse canlı!
Aşkı ve hüzünü en güzel anlatan sanatkarlardan biridir kesinlikle. Herkes dinleyemez, anlayamaz, kaldıramaz onun sözlerini, şarkılarını.
En çok da ''ben bu şarkıyı sana yazdım'' ile ''bana özel'' parçalarında kaybolur ruhum. Bir insan bu sözleri bu müziği nasıl bu şekilde bir araya getirebilir!? Anlatmaya kelime bulamıyor insan..ne demek istediğimi dinleyen anlar.

E o halde buyrunuz:





Mittwoch, 7. März 2012

beni bekleyen var mı?

üç yıla yakın bir süre önce aldığım, her seferinde biraz okuyup kenara bıraktığım
bir kitabı aldım geçen günlerde yine elime.
Murat Başaran'ın ''sevmek ölmekle başlar'' adındaki kısa hikayelerle dolu o
sevilecesi eseri.
Beni en çok etkileyen satırlardan bir kaçını paylaşmak istedim;  [ S.67-68]

Beni bekleyen var mı?

[.........]
Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum. Yüreğim cız ediyor. Bu sesi benden 
başkasının duymadığına eminim.
Sonra o eski trenin tekerleri usul usul dönmeye başlıyor. Bacasında belli belirsiz 
bir duman... Heyecan basıyor yüreğimi. Tren önümden geçiyor. Şaşkınım,
heyecanlıyım, korkuyorum. Kayboluyor tren..
    Ben herşeyini kaybetmiş, yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi.
    Bakmak istemiyorum karanlığa. Görmek istemiyorum istasyonun
bomboş halini. Kapıyorum gözlerimi...

    Beni bekleyen var mı?
    Ben gidemezsem bile bana gelecek...
    Veya ''Sen gelmezsen ölürüm.'' diyecek olan...

    Gözlerim kapalı. Sanki terk edilmişim. Sanki dünyam yıkılmış. Sanki yalnızım.
    Derinlerden bir ses daha... Trenin boğuk uğultusu gibi. Beni bana
çağırıyor:
    ''Seni bekleyen var,
     günde beş defa...''