Mittwoch, 11. April 2012

bilirmisin?

Farz et ki yazdıklarımı anlayabildin.. 
Ya anlayamadıkların?                   
Ya yazıp da sildiklerim?               
Ya yazamadıklarım?                     

 Hz.Mevlana                                                                                  

Mittwoch, 7. März 2012

beni bekleyen var mı?

üç yıla yakın bir süre önce aldığım, her seferinde biraz okuyup kenara bıraktığım
bir kitabı aldım geçen günlerde yine elime.
Murat Başaran'ın ''sevmek ölmekle başlar'' adındaki kısa hikayelerle dolu o
sevilecesi eseri.
Beni en çok etkileyen satırlardan bir kaçını paylaşmak istedim;  [ S.67-68]

Beni bekleyen var mı?

[.........]
Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum. Yüreğim cız ediyor. Bu sesi benden 
başkasının duymadığına eminim.
Sonra o eski trenin tekerleri usul usul dönmeye başlıyor. Bacasında belli belirsiz 
bir duman... Heyecan basıyor yüreğimi. Tren önümden geçiyor. Şaşkınım,
heyecanlıyım, korkuyorum. Kayboluyor tren..
    Ben herşeyini kaybetmiş, yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi.
    Bakmak istemiyorum karanlığa. Görmek istemiyorum istasyonun
bomboş halini. Kapıyorum gözlerimi...

    Beni bekleyen var mı?
    Ben gidemezsem bile bana gelecek...
    Veya ''Sen gelmezsen ölürüm.'' diyecek olan...

    Gözlerim kapalı. Sanki terk edilmişim. Sanki dünyam yıkılmış. Sanki yalnızım.
    Derinlerden bir ses daha... Trenin boğuk uğultusu gibi. Beni bana
çağırıyor:
    ''Seni bekleyen var,
     günde beş defa...''

 

Donnerstag, 23. Februar 2012

''vardır elbet..

..bunda bir hayır.''

kimimiz tanımaz ki bu cümleyi?
İstediğini elde edemezsin ya hani, sevdiklerin senden uzakaklaşır ya, güvendiğin o dağlara kar yağar ya hani..
ümidini kesmediğin tek kişi bile seni hayal kırıklığına uğratır ya, herkes yanında olur ama sen en çok o an yalnız kalırsın ya,
etrafında olan her şey sana birer oyun veya gerçek olmadıklarının hissini verir ya..işte ozaman 'O'nun yeridir.

Belki de bazi anlarda hayata tutunabilmemızın tek sebebi? O sadece bir cümle mi?
Düşün..


evet, çünkü o haklıydı..

Can baba'dan çok klasik ama bir de okadar ''doğru'' satırlar.
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
 

Freitag, 16. Dezember 2011

günün Fotosu

Stuttgarttan yağmurlu bir  güne veda.. :)
DeviantART// N1S // United states

Şem vû Pervane (Mum İle Kelebek)

Şem ile Pervanenin hikayesi benim en sevdiğim en güzel ve hüzünlü hikayelerden biridir. Bu hikaye, Şem (Mum) ile O’na kör kütük aşık olan Pervane’nin (Kelebek) hikayesidir. 
Bilenler hafızalarını tazelesin, bilmeyenler ise aşkın büyülü dünyasına küçük bir yolculuk yapsın
 hikayeyi okuyarak..



Gece idi, Pervâne sessizce girdi Şem’in yanına… Şem yanmalarda idi, her zamanki gibi…
Pervâne ışığa âşıktı; onun etrafında dönmekten, ona yaklaşmaktan zevk alırdı. Ölçüyü tutturamayınca, kanatlarını yakardı, Şem’in alevinde… Yaklaşır, alev alır; uzaklaşır, hasret kalırdı. Yine öyle oldu…
Başka çaresi yok mu?” dedi Pervâne. “Yanmadan nûra kavuşmanın çâresi… Yanmayayım, ama alevin içinde oynayayım!..”
Pervâne’nin bu sözlerine tebessüm eden Şem, ona sevgi dolu baktı:
Her şeyin bir bedeli var dostum, ışıkla sarhoş olmanın bedeli yanmak!.. Yanmayacaksan ışığı ne yapacaksın. Bu ateş yanmak için, bakmak için değil.”
Tamam.” dedi Pervâne, “Yanalım o zaman… Sen rahatsın, yanan benim…”
Yine güldü Şem, ateşin her adımında eriyip yok olduğunu görmüyor muydu acaba Pervâne? Pervâne birden yanıyordu belki, ama Şem için için tükeniyordu, eriyordu. Hangisi daha zordu acaba, Şem’inki mi, Pervâne’ninki mi?
Şem bunları düşünürken, Pervâne dikkatle Şem’e baktı. Dilsiz, dudaksız dostu Şem’in gönül dilini anlayıvermişti. Dostluk bu değil midir zaten, konuşmadan anlaşmak. Ben konuştuktan sonra herkes anlar. Önemli olan dost susarken, dostun gönül dilini anlamak…
Baktı Pervâne Şem’e dikkatlice... Evet, Şem eriyor, tükeniyor yavaş yavaş:
Erime!..” dedi, “Lütfen bitme, sensiz ne yaparım!..”
Üzülme!” dedi Şem, “Bu ateş, en sonunda ikimizi de bitirecek... Sen dayanamayacak yaklaşacaksın, tükeneceksin; ben zaten her daim tükenmekteyim.”
Gözünü kırptı Şem, rüzgâr esmiş gibi, alev dağıldı önce, raksetti, sonra eski hâline döndü. Pervâne’nin yüreği ağzına geldi:
Aman!” dedi, “Sus, heyecanlanma, az daha sönecektin.”
Şem’in en büyük korkusu da bu idi zaten; yanmak değil, sönmek; sönmekten korkardı o!.. Sadece sönmekten…
Seni yakan nedir?” dedi Pervâne, Şem’e…
Aşk!..” diye cevap verdi Şem, “Aşk ateşi yakar beni…”
Keşke yakmasa idi sağlamca kalırdın, tükenmezdin!..” dedi Pervâne saf saf:
O zaman sen neden geldin?” dedi Şem, “Niçin buradasın? Sönse idim, yanmasa idim, yine gelir mi idin?”
Yok, hayır gelmezdim!..” dedi Pervâne. “Ben ışığa âşığım. Nerede ise o ışık, oraya can atarım. Ölmek pahasına… Tavaf eder, semâ ederim o nûrun etrafında, kendimi kaybederim, yanar giderim.”
Titredi yine Şem’in alevi, heyecanlandı…
Bilir misin Pervâne, aslında biz yanmak için yaratıldık. Aşk ateşi ile tutuşturulup yanmak için... Eriyip tükenmek için...”
Pervâne, Şem’i dinlerken, etrafına bakındı:
O zaman, neden yanmıyor bütün şemler?”
Tükenmekten korktukları için!..” dedi Şem. “Öyle ya da böyle nasılsa bu hayat geçecek, bitecek. Hepimizin hayatı, yanma müddetimiz kadar… Yansak da, yanmasak da erime müddeti kadar yaşarız biz... Bunu bilmeyenler yanmaya yanaşmaz, çok yaşayacağım sanır, eriyip tükenmek istemediği için aşkı bilmez, ondan fersah fersah kaçarlar. Benliklerini unutur, yaratılış gâyelerine hizmet etmezler. Yanmaktır bizim derdimiz, erimektir, eriyip bâkî olanda kaybolmaktır. Aşk ateşinden eriyen her damlamız, sonsuzluk okyanusuna kavuşur. Sonsuz olmak için erir, aşk ateşi ile yandıkça var oluruz biz. Beni dirilten bu ateştir. Ben erirsem eriyeyim, aşkım bâkî kalsın, sönmesin!..”
Senden haber geldi bize geçen gün, korkudan titriyormuşsun, dalgalanıyor, çırpınıyormuşsun? Ne’n var, neden böyle oldun? Neden hastalandın?” dedi Şem’e Pervâne…
Ne zaman korkmadım ki; ben yandıkça en büyük derdim, aşk ateşimin sönmesidir. Aşk derdi ile hastayım ben!.. Aşk derdim bitmesin, aşk ateşim sönmesin isterim. Ömrüm boyunca en büyük korkum budur benim. Aşkımı kaybetmekten korkarım.” diye inledi Şem…
Şem’in hâline üzüldü Pervâne, içi yandı birden:
Her ne kadar rüzgârın söndürme tehlikesi var ise de, korkma. Sen yanmayı istedikçe, mutlaka bir yakan bulunur, öyle değil mi? İster o aşk, ister başka aşk. Nihayetinde tutuşturan kim olursa olsun, sen yine aynı yanmalarda değil misin?”
Asıl marifet o değil!..” dedi Şem. “Asıl marifet, aşk ateşinin sönmemesine gayret etmek, hiçbir zaman kendinden emin olmamak; ben sönmem, hep yanarım dememek!.. Sönme ihtimalini akıldan hiç çıkarmamak!.. Acziyetinden hep ağlamak, inlemek, susmamak, bu derdin sürmesini istemek. Her dem bir aşk beklememek; söndükten sonra seni tutuşturan aşk ne zaman gelecek, seni hemen tutuşturacak mı, işte bunları bilemezsin!.. Beklemek zor, hasret zor, özlemek zor. Tek isteğim, bir kez tutuşup, eriyip gitmek!.. Aşk kıvılcımını çakar, ben çoğaltırım, ama rüzgârdan aslâ emin olamam. Onun için duâ eder. Allâh’a sığınırım!..”
Benim işim daha kolay, nerede görürüm, tutuşmuş bir şem, hemen koşarım.” dedi Pervâne…
Kolay bulunuyor muyuz bâri?” dedi Şem, gülerek Pervâne’ye…
Yok canım!” dedi Pervâne, “Bazen günlerce aylarca bulamam, ararım. Seni bulmam da kolay olmadı laf aramızda…”
Pervâne konuşurken, heyecandan Şem’e çok yaklaştı. Tutuştu alev aldı. Şem sessizce ağladı, eriyip, sonsuzluk okyanusuna kavuşacağı günü hayal etti. Her damlası okyanusa koşan, erimekten korkar mıydı hiç?!


Bilmiyorsun renklerini sombaharın..

eveeet, sıra geldi ceylan'a.
Ceylan Ertem..beni kendisine hayran bırakan O kadın!
Her çalışmasın'a ayrı bir hayranlık ile kulak versemde ''Sombahar'' adlı parçasında perdesiz gitar eşliğinde o büyüleyici sesiyle beni yine alıp götürmeyi başarmıştı.. bende bundan dolayı artık sonbahar geçmiş olsada  O'na blogumda kesin yer vermek zorundayim.

sende kulak ver:

 seviyorum seni kadın!!!